Göğüs Hastalıkları
Göğüs hastalıkları, solunum sistemini oluşturan başta akciğer olmak üzere bütün mekanizmalarını inceler. Akciğerler solunum sisteminin temelini oluşturmaktadır. Solunum sistemi sadece akciğerlerden oluşmaz. Bronşlar, akciğer zarı, göğüs duvarı ve diyafram da solunum sisteminin önemli mekanizmaları arasındadır. Göğüs hastalıkları, tüm bu mekanizmalardaki rahatsızlıkların önlenmesini, teşhisini ve tedavisini planlayan bir tıp dalıdır.
Göğüs Hastalıkları Nedir?
Göğüs hastalıklarının tıbbi adı Pulmonolojidir. Göğüs hastalıkları uzmanı ise pulmonolog olarak da isimlendirilir. Göğüs hastalıkları, solunum sisteminin hastalıkları ile ilgilenir. Göğüs hastalıkları bölümünde solunum yolunun hem akut hem de kronik hastalıklarıyla ilgilenilerek hastaların nefes alma kalitesi ile birlikte genel sağlık durumlarını artırmak hedeflenir.
Göğüs hastalıklarının belirtileri nelerdir?
Göğüs hastalıkları belirtileri şu şekilde sıralanabilir.
- Geçmeyen yani kronik öksürük: Kronik öksürük, yetişkinlerde sekiz haftadan, çocuklarda ise dört haftadan daha uzun süren öksürüktür. En sık görülen göğüs hastalıkları belirtisidir. Bir sağlık sorununu işaret eden kronik öksürüğün sadece göğüs hastalıklarından kaynaklanmadığı da unutulmamalıdır.
- Nefes darlığı: Nefes darlığı, yani dispne, soluk almada zorlanma ya da yeterince hava alamama hissidir. Nefes darlığı sadece efor sırasında değil istirahat halindeyken de oluşabilir. Kronik öksürük gibi nefes darlığı da sadece göğüs hastalıklarından kaynaklanmayabilir.
- Astım atakları: Astım, solunum yollarının daralmasına yol açan bir akciğer hastalığıdır. Öksürük, hırıltı veya nefes darlığı gibi nefes almayı zorlaştıran semptomlara neden olur. Astım krizi bu semptom ve belirtilerin aniden ortaya çıkması ve hızla ilerlemesi durumudur.
- Göğüs ağrısı ve göğüste sıkışma hissi: Göğüs ağrısı ve göğüste sıkışma hissi göğüs hastalıkları belirtileri arasında önemli bir yer tutar. Ancak göğüs ağrısı farklı nedenlerden de ortaya çıkabilir.
- Hırıltılı solunum: Solunum yolunun kısmen tıkandığı ya da daraldığı durumlarda soluk alıp verirken duyulan sestir. Bu ses genellikle nefes verilirken daha belirgindir. Ses tiz bir ıslık gibi olabilmektedir. Hırıltılı solunum altta yatan astım ya da KOAH gibi bir hastalık kaynaklı olabileceği gibi toz veya soluk algınlığına bağlı da yaşanabilmektedir.
- Horlama ve gündüz yaşanan yorgunluk: Yorgunluk birçok nedene bağlı olarak yaşanabilmektedir. Ancak gündüz uyumak için karşı konulmaz bir istek hissedilmesi altta yatan bir rahatsızlığı işaret edebilir. Horlama da uyku kalitesini bozabilen yaygın bir durumdur. Havanın burundan veya ağızdan kolayca geçememesi durumunda ortaya çıkar. Her iki durumda uyku apnesi belirtileri arasındadır.
- Balgam çıkartmak: Balgam aslında bağışıklık sistemimizin bir parçası olan mukustur. Normalde berrak, kaygan, jel benzeri olması gerekmektedir. Balgamın rengi, kıvamı ve miktarındaki değişiklikler göğüs hastalıklarından kaynaklanabilmektedir. Ancak enfeksiyon, alerji, hormon sorunları gibi farklı nedenler de balgam çıkartma olarak karşımıza gelebilir.
- Kan tükürme: Hemoptizi olarak da bilinen kan tükürme basit bir durumdan kaynaklanabileceği gibi hayati önem taşıyan rahatsızlıkların da belirtisi olabilmektedir. Kan tükürme ağızda ya da burunda yaşanan kanama nedeniyle tükürükte kan bulunmasıyla aynı anlama gelmemektedir. Kanlı balgam yaşanmasının en yaygın nedenleri arasında bronşit ya da akciğer iltihaplanması bulunmaktadır.
- Gece terlemesi ve ateş: Gece terlemesi ve yüksek ateş birçok nedenden kaynaklanabilmektedir. Ancak her iki semptom da enfeksiyon ve tüberküloz belirtileri olabilir.
Göğüs Hastalıkları Neye Bakar?
Göğüs hastalıkları, solunum sisteminde yaşanan bütün şikayetleri mercek altına alarak; tüm solunum yolunda meydana gelen aksaklıkların teşhis ve takibiyle ilgilenir.
Göğüs Hastalıklarının tedavi ettiği hastalıklar şu şekilde sıralanabilir:
- Asbestoz: Uzun süre asbest tozunu soluyan kişilerde gözüken bir akciğer hastalığı olan Asbestoz, akciğerde fibrozis yani yara izi oluşmasına neden olarak nefes almayı zorlaştırır. Daha çok asbeste maruziyetin yaşandığı mesleki nedenlerden kaynaklanmaktadır.
- Türkiye'ye özgü bir durum olarak da bazı bölgelerde bulunan topraklarda doğal asbest bulunmaktadır. Bu bölgelerde yaşayan kişilerde de asbestoz riski normalden fazla görülebilmektedir.
- Aspergilloz: Aspergillus mantarlarının neden olduğu bir hastalık grubudur. Aspergillus mantarları genellikle doğada ölü yapraklarda, bitkilerde veya toprakta bulunmaktadır. Ancak nadiren de olsa iç mekanlarda da özellikle de nemli ortamlarda bulunabilir. Sağlıklı insanlarda Aspergillus mantarları genellikle herhangi bir soruna yol açmamaktadır. Ancak bağışıklık sistemi zayıf olan ve geçmişte tüberküloz gibi akciğer hastalıkları geçiren kişilerde ciddi sorunlara neden olabilmektedir.
- Astım: Solunum yollarının şişmesine, daralmasına ve balgamla dolmasına neden olan bir durumdur. Astım, nefes almayı zorlaştırabildiği gibi göğüs sıkışması, öksürük ve hırıltı gibi diğer semptomlara da yol açabilir. Alerjik astım, öksürük varyantlı astım, egzersiz kaynaklı astım ve mesleki astım gibi tetikleyicisine bağlı tipleri bulunmaktadır. Akciğer fonksiyon testleri, alerji kan testleri ve akciğerde havanın ne kadar iyi aktığını ölçen spirometri gibi testlerle teşhisi konulabilmektedir. Astımı kontrol altında tutmanın en iyi yolu, bilinen tetikleyicilerden kaçınmak ve solunum yollarını açık tutan ilaçları kullanmaktır.
- Bronşektazi: Akciğerlerdeki hava yollarının hasar görmesi sonucu genişlemesi veya kesecikler oluşması durumudur. Hafif veya şiddetli olabilmektedir. Bazı kişiler bronşektazi olmasına rağmen bunun farkına bile varmayabilir. Ancak şiddetli vakalarda bronşektazi tekrarlayan enfeksiyonlar nedeniyle akciğerlerde ciddi hasarlara yol açabilmektedir. Bronşektazinin durumuna göre farklı ilaçlar ve uygulamalarla semptomlar hafifletilebilir.
Bronşektazi ve bronşit aynı rahatsızlık değildir. Her ikisi de akciğerlerde mukus birikmesi ve öksürük gibi benzer belirtilere sahiptir. Ancak bronşektazi, solunum yollarının kalıcı olarak genişlemesine neden olurken, bronşit kalıcı hasara yol açmayan geçici bir enfeksiyondur.
- Bronşit: Bronşit, akciğerlere giden hava yollarının iltihaplanması ve balgamla dolması durumudur. Geçmeyen öksürük en sık görülen şikayettir. Bronşit kendi başına bulaşıcı değildir. Ancak grip gibi bronşite neden olabilen virüsler ve bakteriler bulaşıcıdır. Göğüs hastalıkları uzmanının fiziki muayenesinin yanı sıra burun sürüntüsü, akciğer röntgeni, kan testleri, balgam testi ve akciğer fonksiyon testleri ile teşhisi konulabilmektedir. Akut bronşit genellikle ilaçlarla tedavi edilmez. Bronşit neredeyse hiçbir zaman bakterilerden kaynaklanmadığı için antibiyotikler iyileşmeye yardımcı olmamaktadır.
- Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH):
Kronik obstrüktif akciğer hastalığı yani KOAH, nefes almayı kısıtlayan akciğer ve hava yolu hastalıkları için kullanılan bir terimdir. Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) geri dönüşü olmayan bir hastalıktır. Amfizem ve kronik bronşit KOAH'ın iki tipidir. KOAH’ın en sık nedeni sigara kullanımıdır. Ancak tek neden sigara kullanmak değildir. Akciğer hasarına yol açan genetik bir bozukluk olan Alfa-1 antitripsin eksikliği KOAH nedenleri arasındadır. Bunun yanı sıra; pasif içicilik, havadaki toksinler, iş veya hobilerden kaynaklanan toz ve dumanlara maruz kalmak da KOAH nedeni olabilir. Göğüs hastalıkları uzmanının yapacağı; akciğer fonksiyon testleri, kanınızdaki oksijen seviyesini ölçen nabız oksimetresi, arteriyel kan gazı testi gibi tetkiklerle KOAH teşhisi konulabilmektedir. KOAH'ın kesin bir tedavisi yoktur. Tedavi, semptomların iyileştirilmesine ve alevlenmeleri azaltmaya yöneliktir.
- Pulmoner Emboli (Akciğer Damar Tıkanıklığı)
Çoğunlukla bacaklardaki derin ven trombozundan (derin toplardamar pıhtılaşmasından) kopan bir kan pıhtısının akciğer damarlarını tıkaması sonucu oluşan ve yaşamı tehdit eden acil bir durumdur. Pulmoner emboli belirtileri kişiden kişiye değişebilir. Bu nedenle farklı rahatsızlıklarda karıştırılabilir. En sık görülen belirtileri; ani başlayan nefes darlığı (dispne), derin nefes almakla artan batıcı göğüs ağrısı, öksürük, kan tükürme ve kalbin sağ karıncığının zorlanmasına bağlı olarak ani bayılma (senkop) gibi şikayetler görülür. Fizik muayenede ise en sık taşikardi (kalp atış hızının artması) ve taşipne (soluk alıp verme hızının artması) saptanır. Çok ağır vakalarda boyun damarlarında belirginleşme ve tansiyon düşüklüğüne bağlı şok gibi ani sağ kalp yetmezliği bulguları ortaya çıkabilir.
Hastalığın teşhisinde öncelikle hastanın şikayetleri ve risk faktörleri puanlanarak bir "pıhtı ihtimali skoru" hesaplanır. Ayrıca pıhtılaşma sistemini gösteren bir kan testi olan D-dimer düzeyine bakılır. Kan testinin yüksek çıkması veya pıhtı şüphesinin zaten çok güçlü olması durumunda, pıhtının yerini kesin olarak görmek için Bilgisayarlı Tomografik Pulmoner Anjiyografi (ilaçlı akciğer tomografisi) çekilir. Hastanın böbrek yetmezliği veya ilaç alerjisi varsa nükleer tıp testi olan akciğer sintigrafisinden yararlanılır.
Pulmoner emboli tedavisinin temelini kanı sulandıran ve pıhtının büyümesini engelleyen ilaçlar oluşturur. Tansiyonu tehlikeli derecede düşmüş, şok tablosundaki çok ağır hastalarda ise yatak başında hızlıca yapılan bir kalp ultrasonu (ekokardiyografi) ile tanı konulup, damardan pıhtı eritici güçlü ilaçların verilmesi (tromboliz), kateterle pıhtının doğrudan damardan temizlenmesi veya cerrahi olarak çıkarılması gibi acil damar açıcı stratejiler uygulanabilir.
- Kistik fibrozis: En sık rastlanan kalıtımsal hastalıklar arasında yer alır. Kistik fibrozis sadece akciğerleri değil sindirim sistemi ve ter bezlerini de etkileyen sistemik bir hastalıktır. Ancak en ağır etkilerini solunum yollarında göstermektedir. Kistik fibrozis belirtileri, etkilenen organlara ve hastalığın şiddetine bağlı olarak değişir.
- İnterstisyel Akciğer Hastalığı (İAH): İnterstisyel akciğer hastalığı (İAH), akciğerlerde iltihaplanmaya ve yara izine neden olan 200'den fazla durumu kapsayan bir terimdir. İnterstisyel akciğer hastalığında oksijenin akciğerlerden vücuda taşınmasını zorlaştırır. Akciğerlerdeki yara izleri nefes almayı zorlaştırır ve kronik öksürüğe yol açar. Oksijen eksikliği de sürekli yorgunluk hissine neden olabilir. Yaşanan belirtiler hastalığın ilerlemesiyle ağırlaşabilir. Göğüs hastalıkları uzmanının fiziki muayenesinin yanı sıra; akciğer fonksiyon testleri, görüntüleme testleri, kan testleri ve bronkoskopi gibi tetkiklerde tanısı konulmaktadır. İnterstisyel akciğer hastalığının kesin bir tedavisi yoktur. Tedavi genellikle altta yatan hastalığı tedavi etmeye ve semptomları iyileştirmeye odaklanır.
- Akciğer kanseri: En sık görülen kanserlerden bir tanesidir. Akciğerlerdeki hücrelerin kontrolsüz bir şekilde büyümesi sonucu oluşur. Tedaviler arasında cerrahi, kemoterapi, immünoterapi, radyoterapi ve hedefe yönelik ilaçlar yer alır. Genellikle uzun süreli sigara kullanımı veya zararlı gazlara maruz kalma sonucu gelişir. En yaygın belirtileri geçmeyen inatçı öksürük, nefes darlığı ve kanlı balgam olup, erken teşhis edildiğinde tedavi başarısı oldukça yüksektir.
- Pulmoner hipertansiyon: Akciğer atardamarlarındaki yüksek kan basıncıdır. Göğüs ağrısı, zamanla kötüleşen nefes darlığı, baş dönmesi, ayak bileği ve karında şişlik en sık belirtileri arasındadır. Pulmoner hipertansiyon vakalarının çoğu tedavi edilememektedir. Tedavideki asıl amaç semptomları hafifletip yaşam kalitesini artırmaya yöneliktir.
- Sarkoidoz: Akciğerlerde, lenf bezlerinde, ciltte veya vücudun diğer bölgelerinde granülom adı verilen küçük iltihap odakları oluşturmasıyla seyreden sistemik bir hastalıktır. Sarkoidozun belirtileri, granülomların vücudunuzun neresinde oluştuğuna bağlıdır. Sarkoidozlu çoğu kişide akciğer belirtileri görülür, ancak ciltte, gözlerde, eklemlerde ve vücudunuzun hemen hemen her yerinde belirtiler olabilir. Belirtileri arasında öksürük, nefes darlığı, kaval kemiklerinde hassas yaralar, göz ağrısı ve kızarıklık bulunur. Birçok vaka kendiliğinden veya tedaviyle geçer, ancak bazen kronik bir duruma dönüşebilir.
- Plevra hastalıkları (Akciğer zarı hastalıkları): Plevra, akciğerleri çevreleyen ve göğüs boşluğunu kaplayan büyük, ince bir doku tabakasıdır. Plevra hastalıkları, plevrayı veya plevra boşluğunu etkileyen ve enfeksiyon veya iltihaplanmaya yol açan durumlardır. Akciğer zarının iltihaplanması (Plevrit), akciğer zarı arasındaki sıvı birikimi (Plevral efüzyon), akciğer zarı boşluğunda aşırı hava veya gaz birikmesi (Pnömotoraks), akciğer zarı boşluğunda tümör bulunması (Mezotelyoma) gibi durumların tanı ve tedavisi göğüs hastalıkları uzmanları tarafından yapılmaktadır.
- Akciğer enfeksiyonları: Akciğer enfeksiyonu, virüs, bakteri veya mantar gibi zararlı mikropların akciğerlere girip iltihaplanmaya neden olmasıyla ortaya çıkar. Bu enfeksiyonlar hafif soğuk algınlığından tıbbi tedavi gerektirebilecek şiddetli zatürre (Pnömoni) ve tüberküloza (verem) kadar değişebilir.
- Uyku apnesi: Uyku sırasında solunumun tekrarlayan aralıklarla durması yaşam kalitesini ve kalp sağlığını ciddi şekilde etkileyen bir bozukluktur. Beyin kişiyi korumak ve yeterince nefes almasını sağlamak için uyandırmaya çalışır. Bu da dinlendirici ve sağlıklı bir uykuyu engeller. Gece uykudan sık sık uyanmak, uyku sırasında nefes alıp vermede duraksamalar, olağan dışı nefes alma şekilleri, horlama, nefes darlığı, gündüz uyku hali gibi belirtiler vermektedir. Göğüs hastalıkları uzmanının fiziki muayenesi ve polisomnogram denilen uyku testi ile tanısı konulmaktadır. Tedavisinde, sürekli pozitif hava yolu basıncı (CPAP) cihazı gibi bir solunum cihazı kullanmak veya uyku apnesine neden olan altta yatan rahatsızlıkların tedavisi ön plana çıkmaktadır.
- Tüm bu hastalıkların tanı, tedavi ve takibinin yanı sıra akciğer hastalıklarına ve akciğer sağlığına bütüncül yaklaşım ve yakın takip sunulmaktadır.
- Ayrıca diğer hastalıkların ve kullanılan ilaçların oluşturduğu akciğer sorunlarının tanı, tedavi ve takibi yapılmaktadır.
Göğüs Hastalıklarının Tedavisinde Kullanılan Testler Nelerdir?
- Tam kan sayımı (Hemogram)
Tam kan sayımı ile genel sağlık durumu hakkında bilgi edinilebilir. Özellikle beyaz kan hücresi denilen lökosit ve CRP değerleri enfeksiyon ve iltihaplanma düzeyi hakkında bilgi verir.
- Radyolojik görüntüleme yöntemleri
Akciğer grafisi yani röntgeni, Bilgisayarlı Tomografi (BT) en çok kullanılan radyolojik görüntüleme yöntemleri arasındadır.
- Akciğer Difüzyon Testi (DLCO)
Akciğerlerin ne kadar iyi çalıştığını gösteren bir tür akciğer fonksiyon testidir.
- Kardiyopulmoner Egzersiz Testi (CPET)
Kalp ve akciğerin egzersize nasıl tepki verdiğini gösterir.
Akciğer ve solunum yollarında meydana gelen sorunları teşhis etmek için kullanılan minimal invaziv bir işlemdir.
Atardamardan alınan kanla kandaki oksijen ve karbondioksit seviyeleri ölçülür.
- EBUS (Endobronşiyal Ultrasonografi)
Özellikle akciğer kanserinin evrelemesinde ve akciğerdeki lenf bezlerinin büyümesine neden olan sarkoidoz veya tüberküloz gibi hastalıkların teşhisinde cerrahiye gerek kalmadan parça almak için kullanılır.
- Solunum fonksiyon testleri
Spirometri: Kliniklerde en yaygın kullanılan testtir. Hastanın derin bir nefesten sonra bir ağızlık aracılığıyla havayı ne kadar hacimde soluyabildiğini ve özellikle ilk 1 saniyede ne kadar hızlı ve güçlü dışarı üfleyebildiğini ölçer. Hava yolu tıkanıklıklarının tespiti ve derecelendirilmesinde ilk adımdır.
Bronkodilatörlü Spirometri (Geri Dönüşümlülük Testi): İlk spirometri ölçümünün ardından hastaya kısa etkili nefes açıcı ilaç solutulur ve 15-20 dakika sonra test tekrarlanır. İlaç sonrası yapılan değerlendirmelerde artış saptanırsa, hava yollarındaki daralmanın geri dönüşümlü olduğunu gösterir. Özellikle Astım ile KOAH ayrımında kullanılır.
Akciğer Hacimlerinin Ölçümü: Standart spirometri ile ölçülemeyen, hastanın en derin nefes verme işleminden sonra bile akciğerlerinde kalan hava miktarını ve akciğerlerin fiziksel olarak tutabileceği toplam hava kapasitesini ölçer. Genellikle hastanın cam bir kabine oturmasıyla gerçekleştirilir. Akciğer dokusunun esnekliğini kaybettiği akciğer fibrozisi gibi kısıtlayıcı hastalıkların teşhisinde kritik rol oynar.
Akciğer Difüzyon Kapasitesi Testi: Akciğerlerin mekanik gücünü değil, işlevselliğini ölçer. Solunan havadaki oksijenin, akciğerlerdeki hava keseciklerinden çevre kılcal damarlardaki kana ne kadar verimli transfer edildiğini hesaplar. Test sırasında hastaya çok az miktarda zararsız bir gaz solutulur. Yaklaşık 10 saniye nefes tutması istenir. Amfizem, pulmoner emboli veya akciğer damar tansiyonu gibi durumlarda bu kapasite düşer.
Arter Kan Gazı Analizi: Doğrudan bir soluk verme testi olmamakla birlikte, akciğerlerin solunum performansını en net gösteren laboratuvar yöntemidir. Genellikle el bileğindeki atardamardan alınan kan örneğiyle kandaki oksijen, karbondioksit basınçları ve kanın pH (asit-baz) dengesi doğrudan ölçülür. Solunum yetmezliğinin takibinde hayati öneme sahiptir.
Maksimum Volanter Ventilasyon: Hastanın 12 ila 15 saniye boyunca olabildiğince hızlı ve derin nefes alıp vermesi esasına dayanır. Solunum kaslarının gücünü, akciğerlerin esnekliğini ve genel olarak solunum sisteminin kapasitesini ölçer. Genellikle büyük cerrahi operasyonlar öncesinde hastanın ameliyatı kaldırıp kaldıramayacağını anlamak için istenir.
Uyarım Testleri: Astım semptomları gösteren ancak standart spirometri sonuçları normal çıkan hastalarda hava yolu aşırı duyarlılığını test etmek için kullanılır. Hastaya hava yollarını hafifçe daraltan tıbbi bir ajan kademeli olarak solutulur ve akciğerlerin buna verdiği yanıt spirometriyle izlenir.
Deri Prick Testi: Göğüs hastalıkları pratiğinde, özellikle alerjik astım ve kronik öksürük şikayetlerinin arkasındaki gerçek tetikleyicileri bulmak için en sık başvurulan testtir. Hastane ortamında, uzman hekim gözetiminde uygulanan Deri Prick testi, polenlerden ev tozu akarlarına, evcil hayvan tüylerinden küf mantarlarına kadar solunumsal pek çok alerjeni 15 ila 20 dakika gibi kısa bir sürede tespit etmeyi sağlar.
Deri Prick Testi Nasıl Uygulanır?
- Ön kolun iç kısmına veya çocuk hastalarda sırt bölgesine, aralarında en az 2 cm mesafe olacak şekilde bir test ızgarası çizilir. Bu mesafe, reaksiyonların birbirine karışmasını önlemek için kritik öneme sahiptir.
- Belirlenen noktalara standartlaştırılmış alerjen solüsyonlarından birer damla damlatılır. Ardından steril ince uçlu aparat yardımıyla, cildi kanatmayacak şekilde hafif bir basınç uygulanarak solüsyonun derinin hemen altına sızması sağlanır.
- Yaklaşık 20 dakika beklendikten sonra sonuçlar incelenir. Alerjen damlatılan bölgede en az 3 mm çapında, sivrisinek ısırığına benzeyen kaşıntılı ve kızarık bir kabarıklık oluşması testin pozitif olduğunu gösterir.
Kan Testi (Spesifik IgE Testi): Deri prick testinin uygulanamadığı ya da yetersiz kaldığı durumlarda, kandan bakılan Spesifik IgE testlerine başvurulur. Bu yöntem, bağışıklık sisteminin polen, ev tozu akarı veya evcil hayvan tüyü gibi solunumsal maddeleri birer tehdit olarak algılayıp onlara karşı ürettiği özel antikorları laboratuvar ortamında ölçmeyi sağlar.
Kan testlerinde her hasta için geçerli kesin bir pozitif veya negatif klinik eşik değeri bulunmaz.
Kanda saptanan antikor seviyesinin yüksekliği, hastanın gelecekte geçirebileceği bir astım ya da alerji atağının ne kadar şiddetli olacağını önceden tahmin etmeyi sağlamaz.
Hiçbir şikayet yokken genel bir tarama amacıyla onlarca alerjene birden bakılması yanıltıcı sonuçlar doğurabilir.
- Akciğer hücre hasar ölçümü: Akciğer hücre hasarının tespiti, hücre düzeyindeki yıkım, tamir çabaları ve pıhtılaşma süreçlerinin toplamını izlemeyi gerektirir. Sadece radyolojik görüntülemelerden ibaret değil, moleküler protein düzeyinden başlayıp dokunun onarım genetiğine kadar uzanan çok boyutlu bir izleme sürecidir.
Akciğer hücre hasar ölçümü şu yöntemlerle ölçülmektedir:
- Alveoler Hasar Belirteçleri: Gaz değişimini sağlayan alveol epitel hücrelerinin hasarını doğrudan gösterir.
- Fibrozis ve Sertleşme: Akciğer dokusunun geri dönüşümsüz olarak sertleşme (fibrotik) eğilimini ölçen en duyarlı glikoproteindir.
- Doku Yıkım Enzimleri: Akciğerin destek dokusunu parçalayan enzimlerdir. Seviyelerinin artışı aktif bir doku yıkımına işaret eder.
- Pıhtılaşma ve Onarım: Akciğer damarlarındaki pıhtı çözme kapasitesinin bozulmasını ve hücrelerin yaşlanma fazına geçerek yenilenmeyi durdurduğunu gösterir.
- Hacimsel BT Kantitasyonu: Tomografideki yoğunluk değerlerini analiz ederek, fonksiyonu tamamen yitirilmiş alanların toplam akciğer hacmine oranını yüzde olarak hesaplar.
- Onarım Kapasitesi İzlemi: Akciğerin kök hücreleri olan Tip 2 epitel hücrelerinin tamir sinyalleri takip edilerek, dokunun onarılabilir olup olmadığı öngörülür.